
05322741316
İlhami HAN
ÖLÇÜ-AYAR
Okuyanlar hatırlayacaktır daha önceki yazılarımda yorumlamadaki dahiliğimizden, olayları istediğimiz gibi anlamak gibi huylarımıza değinmiştim. Bilerek ya da bilmeyerek sınırlarımızı belirlememek veya belirlemek istememek gibi bir tavır içindeyiz maalesef. Kendimizce yorumladığımız bu davranışları, fiilleri ya suistimal etmek de ya da aşırı derecede büyüterek farklı boyutlara taşımaktan nedense pek rahatsızlık duyuyor gibi görünmüyoruz. Ve bu durum sevgimizde de böyle kızgınlığımızda da böyle. Kendim de dahil olmak üzere bahse konu ettiğim sınırları belli etmekte bu sınırlara uyum sağlamakta yeteri kadar becerikli değiliz.
Hak ettiği değerden fazlasını verirsen eğer ilerde başını önüne eğer(eğdirir) evet bu sözü muhtemelen duymuş ve bu durumu yaşamışta olabilirsiniz.
Her şeyin sınırları var. Temel olarak ahlak, edep, sosyal statü, nezaket bu kural sınırlarının belirlenmesinde bence önemli faktörlerin başında geliyor. Irk din dil bay bayan genç yaşlı ayırımı yapmaksızın çoğu kez ölçü belirlemekte acemi kalıyor ya karşı tarafı ya da kendimizi zor durumda bırakabiliyoruz. Yine bazen hemen hepimizin kullandığı ‘’ İnsan öldüğünün farkına kendi varmaz bu başkaları için zor bir durumdur ki aynı şey aptallık için de geçerlidir’’ demiş büyüklerimiz. Anlatmaya çalıştığım duruma felsefi bir bakış tanımlaması olsun diye verdim bu söylemi.
SEVİLEN BİR KİŞİ OLMAK MI? SAYGI DUYULAN BİR KİŞİ OLMAK MI?
Yine büyüklerimiz böyle bir soruya şöyle cevap vermişler: Sevilen bir kişi olmak saygı duyulan bir kişi olmaktan daha önemlidir. Çünkü SAYGI bazen mecburi olsa da SEVGİ yürektendir. Elbette ki ikisini de beraber hak etmiş örnekler var. Ki böyle hak edilmiş olanlar Nirvana boyuta ulaşmışlardır. Benim portföyümde bu satandartlarda olan dostlarım,arkadaşlarım, kardeşlerim, ağabeylerimin olduğunu özellikle altını çizerek söylemekten de onur duyuyorum.
Evet neden böyle bir konuya pencere açtım:
Gözlemlediğim kadarıyla başta da belirttiğim gibi bazı hal hareketlerimizi (duygularımızı- menfi ya da müspet fark etmeksizin) kontrol edemiyoruz. Sevgi gösterimizde sunuşumuzda bazen çok abartılı davrandığımız gibi, işimize gelmeyen, bizi kızdırabilen durumlarda da bambaşka bir kişiliğe bürünebiliyor, bilerek veya bilmeyerek de olsa karşıya telefisi zor sonuçlara yol açabiliyoruz. Genellikle gördüğüm kadarıyla menfi diye adlandırılan kelime anlamı olumsuzluklar bütününü kapsayan bütün hal, hareket ve fiillerin odağında bilimsel olarak ‘’ öfke kontrolü veya kontrolsüzlüğü’’ diye adlandırılan tanım başrolü oynuyor. Düşünelim bakalım kendimizi böyle zamanlar da ne kadar kontrol altında tutabiliyoruz? Argo olarakda ‘’ hayaller Paris gerçekler somali’’ vb. benzetmeler de yapılan ve yine dilimize plesenk olmuş ‘’ okum derken ****m dedin’’ gibi sözlerin söylendiği kontrolsüzlüğü hicveden söylemlere şahit olmuşuzdur. Defalarca bahis konusu ettiğim bu durumların ortaya çıkmasını ben cehalet odaklı olduğunu düşünüyorum. Okuma alışkanlığımızın nerdeyse yok denecek kadar az olması, doğruluğunu araştırma zahmetine girmeye gerek duymadan herhangi bir konuya balıklama atlamamız, sebep ne olursa olsun (taraftarlık,yandaşlık,empati yapmamamız vb.) delicesine savunmalarımız böyle nahoş durumların yaşanmasına sebep olan ana faktörlerdir düşüncesindeyim. Sonuç ‘’ Vur abalıya’’varan üzücü durumlar. Ötekileştirme, yaftalama, dışlama, hor görme, hakaret hatta bazen şiddete kadar ulaşan fiiller. Böyle olmamalı. Hepimiz kendimize bir çeki düzen vermeliyiz. Böyle gelmiş böyle gider anlayışlarını bitirmeliyiz.
Bir de tamamen çıkar, menfaat odaklı ilişkiler var ki şiddetle reddettiğim bir tarz olup aslında o kişilerin kendilerini ne kadar gülünç duruma soktuklarının farkında olduğunu sanmıyorum. Diyelim birine biraz sevgi dolu yaklaştın. Bir arkadaş oldun , bir sırdaş oldun. Maalesef bazı tipler bu yaklaşımı kendi istedikleri doğrultuda yorumlayarak nezaket kurallarını hiçe sayarak saygı sınırlarını aştıklarını şahsen ben gördüm. Hatta kendi istek ve arzuları doğrultusunda bir takım talepler de bulunarak karşı tarafı zor durumlara soktuklarınıda gördüm. Bu da şu anlama geliyordu: bu tarz ilişkiler insanların birbirine şüphe içinde bakması, Güvensizliklerin yeşermesi.
Aslında herkes davranış ve tavırlarıyla içindekini dışarıya çıkardığını bilmesi gerek.
Bir bilgeye bahse konu ettiğim başlık dahil tüm bu konuları içeren anlamda? ’’ Nasıl başarabiliyorsun?yada başarabiliyorsunuz siz?’’sormuşlar. Oda bilgece bir cevap vererek ‘’Bana göre bize göre bir şeyler kırıldığında çöpe atılmaz, tamir edilmeye çalışılır. Bizden öncekilerde öyle yapıyordu bizde onlardan öğrendik yapıyoruz.’’ Demiş.
Yani her şey bizim elimizde.İçimizde beslediğimiz bir kurt( nefreti, şiddeti temsil ediyor) birde ceylan’ı(sevgiyi,tevazuyu,iyiliği,güzelliği temsil ediyor.)besliyoruz. Hangisini daha çok beslersek bize dönüşü temsil ettikleriyle olacaktır. Ayrıca insanlar olgunlaştıkça ses tonu, söz tonu, davranış biçimleri ile karşısındakiyle ilgili aşağı yukarı bir fikir sahibi olabileceğini de göz önünde bulundurmak akıllıca bir yaklaşım olacaktır.
Lütfen yaşamımızı, ilişkilerimizi doğallık ve samimiyet üzerine inşa edelim. Etmeye çalışalım. Dürüst olalım, İyi insan olmaya gayret edelim, iyi anılalım diyorum.
Sevgi sahip olmak demek değildir.Özellikle karşı cins ile olan bu sevgi zinciri ki evliliklerde daha da sık görülebiliyor adeta tarafların bir sahiplenme isteği gibi bir görüntü yansımasına sebep oluyor. Dolayısıyla farkında olmadan bu sahiplenme isteği beraberinde bir sürü beklenti’yide getiriyor otomatik olarak.Ve bu durum bir tarafın diğer tarafı sahiplenmesi ona bir eşya, mal vb. davranmasına halk diliyle biat etmesi beklentisine kadar varabiliyor. Peki bu anlayış doğru bir yaklaşım mı? Bence asla değil! Zira bu biat beklentisi istediği şekilde gelişmediği anlarda nahoş olayların başlaması kaçınılmaz oluyor ki bazen şiddete varan uzantılar görülebiliyor.Seviyor olmak sahibi olduğun anlamına gelmiyor.Bu durum insan ilişkilerinde olduğu kadar bütün canlılar için kabul edilmesi gerekir düşüncesindeyim.
Yazarlar
-
Murat UYGUNMobbing…! 7.08.2025 Tüm Yazıları
-
Erol TAYHANALBAYRAK, AKÇAKOCA İÇİN “HAYAL KIRIKLIĞI MI ? ” 15.07.2025 Tüm Yazıları
-
Ömür BİLGİNNe çok Şey Çalmışlar "Hayatımızdan!.." 30.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TEKKuşların da Başkenti! 13.06.2025 Tüm Yazıları
-
Doç. Dr. Selahattin ATEŞNEDEN GÖZÜ YAŞLI BİLİNEMEDİ !.. 2.06.2025 Tüm Yazıları
-
Alaattin SİVRİOĞLUDüzcespor'un Perde Arkası Başarısı ve MUŞSPOR 29.05.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Emin SÖNMEZOĞLUMÜSLÜMAN GENCİN ÖZELLİKLERİ 23.05.2025 Tüm Yazıları
-
Metin ARPACISANATIN ‘EN’LERİ 3.05.2025 Tüm Yazıları
-
Ömer Faruk YILMAZTime to play-off 14.04.2025 Tüm Yazıları
-
Asuman KARAŞABANOĞLU"ENVER GÜLSOY" U UĞURLARKEN !.. 18.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ekrem ŞAMAGALİÇYA’DAN DERS ALMAK !.. 19.09.2024 Tüm Yazıları
-
Remzi ERDEMAKIL ETMEK 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Prof. Dr. Ali ATEŞErdemlilikte Yarış BİRLİK VE BERABERLİKTİR 10.05.2024 Tüm Yazıları
-
Aydın KOÇGAZZE: ‘DÜNYA BAKTI, GÜNEY AFRİKA YAPTI’ 9.05.2024 Tüm Yazıları
-
Kemal SOYLUŞOFÖR DEDİĞİN HER ARABAYI KULLANMAZ MI? 1.05.2024 Tüm Yazıları
-
İbrahim BİLGİNOY NURCANUM 11.03.2024 Tüm Yazıları
-
Kadriye Polat KIYĞILAh Be ZAMAN !.. 10.09.2023 Tüm Yazıları
-
Yusuf BİLTEKİNNİĞDE SENİ ÇAĞIRIYOR 23.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ömer EMECANKOCAALİ - DÜZCE 17.04.2023 Tüm Yazıları
-
Atilla GÖSTERİŞLİANNEM BİZİ DEPREM BÖLGESİNE GÖTÜRDÜ 25.02.2023 Tüm Yazıları
-
İlhami HANİÇİNİZDEKİ ÇOCUĞU ÖLDÜRMEYİN! 26.01.2023 Tüm Yazıları
-
Nejat ÖZSOYBİR HAFIZA MEKÂNI OLARAK HACI İHSAN’IN İHTİYARLAR KAHVESİ 19.06.2021 Tüm Yazıları
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Objektif Gazetesi (duzceobjektif.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
20.01.2023
26.11.2022
15.11.2022
8.11.2022
24.10.2022
18.10.2022
20.09.2022
13.09.2022
8.09.2022
31.08.2022